Leading Female Kurdish Politicians Murdered in Paris

2013 started out with many prospects for peace for the Kurds. Finally it seemed that proper negotiations would take place and that the brave resistance of the approximately thousands of Kurdish hunger strikers in the Turkish prisons had paid off. Kurdish BDP politicians Ahmet Turk and Ayla Akat Ata went to see the Kurdish leader Abdullah Ocalan in Imrali. Talks resumed between the PKK and the AKP government of Turkey in what was expected by many to be the resolution we all had been waiting for.

Then last night at around 1 am, the bodies of Sakine Cansiz, one of the co-founders of the PKK, and Kurdish activists Fidan Dogan and Leyla Soylemez, were found in the Kurdish Information Centre in Paris.

There are many question marks as to why this has happened and why these three female politicians have been targeted. It is yet to soon for concrete answers but many questions have been raised as to why, and how this happened and who ordered the murders.

While old wounds from the assassinations of Kurdish politicians Qasemlou and Sharafkandi from the PDKI  in 1989 and 1992 respectively, are still unhealed, suspicions rise as to the role Iran might have played in this tragedy.

The current situation in the Middle East leaves no country unaffected and a peace process underway in Turkey with the Kurds would mean a more likely transition to re-negotiations between the Kurds and Iran, or an outbreak of war.

Another aspect is the role NATO could have played in this tragedy to discreetly stir up the tensions and thus allow for movement in the region, and as a result benefitting NATO’s own aims and aspirations in the Middle East.

Last but not least, Turkey is seen as the perpetrator even though random murders such as these are more something expected from Iran. What would Turkey gain in murdering these Kurdish politicians? Many claim that it is not about gaining as much as about having an opportunity to continue as before but now being able to hide behind the safe walls of a “peace dialogue”.

The hope of 2013 becoming the year of peace is still there.

It now all depends on how much support Turkey and the International community can show the Kurdish people and how long it will take to heal these wounds of 2013.

Image

4 thoughts on “Leading Female Kurdish Politicians Murdered in Paris

  1. AKP, TÜRK ORDUSU VE CHP’NİN KÜRT POLİTİKASINI SÜRDÜRMEYE KARARLI.

    Milli Görüş militanı eski akıncı Erdoğan locası AKP’ nin Kürt politikası 100 yıla yakındır sürdürülen ırkçı CHP politikası ile örtüştü. CHP’nin yeni ağır topu Sarıgül, Tayip Erdoğan’ı dünya lideri ilan etti… CHP ve Türk ordusu menmun: Kendisini devletin kurucusu ve gerçek sahibi gören CHP’nin izlediği ırkçı politika, biraz İslam süsü verilerek AKP eliyle Kürtler’e yutturuldu. Bu haliyle TC Devletinin İslamcı kanadının Kürt sorunu hakkındaki politikası geleneksel ırkçı ve asimilasyoncu politikalarından ileri gitmedi.

    AKP, sözde demokratik geçiniyor ve bir seçilmişler meclisinden bahsedip duruyor. Erdoğan her ağzını açışta çoğunluğu temsil ettiğini ve bunun meclis ile somtlaştığını vurguluyor! Fakat Kürt sorununu açık bir şekilde orada tartışmaya yanaşmıyor. Kürtlerin halk olarak varlığını kabul etmeye hazır olmayan bu hükümetin, kendi parlamentosuyla Kürtlerin sorununu çözmesi ve barışa erişmesi mümkün değildir.
    AKP ve Türk ordusunun buraya da kırmızı bir çizgi çekmesi, ”TBMM’ denilen yerin esas karar yeri olmadığını ispatlıyor.
    Demekki Tayip Erdoğan, özel hafiyesi Hakan Fidan ve Yeniçeri ağası Necdet Özel bütün bu konuları başka yerlerde ele alıyorlar, canları istedikleri zaman da Meclis dedikleri bu ahıra hay huy deddirtiyorlar. Bu meclis demekki meşru değildir. Bu haliyle bu kadar Kürt millet vekilinin burada durup belleşten figüran rolleri almaları büyük bir hatadır.
    Türkiye demokratikleşmeye değil, geriye gidiyor. Başından beri Kürt düşmanlığı temelinde Suriye’de Sunni İslam adına hareket eden AKP iktidarı, Suriye’deki İslamcı tetikçi çetelere finansman, silah, eğitim ve lojistik desteğini sağladığı gibi, Kuzey Kürdistanda’ da Türk ordusunun yeni borazanı olmuştur. Irkçı CHP ve TC ordusunun kırmızı çizgilerini Kürtler’e dayatan AKP, Sanki yeni bir şeymiş gibi, Kürtler adına, Erdoğan’ın özel hafiyesi Hakan Fidan’ın planladığı senaryolarla işi oldu bittiye getirmeye devam ediyor.
    Irak ve Suriye’deki muğlak durum, AKP’nin Kürt politikasının 100 yıla yakındır sürdürülen ırkçı CHP ve Türk ordusu politikası ile örtüşmesi dolayısıyla oluşan yeni durum, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı için Kürdistan’ın dört parçasında referandum yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
    Kendi kaderini tayin hakkı”nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan üç ayrı kararla güvence altına alınnasına rağmen TC Hükümetleri ile oyunlar oynamanın gereksizliği meydandadır. Kaldı ki bu hak ayrıca uluslararası mahkemeler tarafından da kabul edilmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (CSCE) 1975 yılında Helsinki, 1993 yılında Paris, Birleşmiş Milletler’in 1993 yılında Atina’da düzenledikleri konferanslarda kendi kaderini tayin hakkının en merkezi insan hakkı olduğu, temel insan hak ve özgürlüklerinin yaşama geçirilmesinin temel koşulunun bu hakkın tanınmasından geçtiğini vurgulamışlardır. Hala Irak adını taşıyan kağıt üzerindeki devlette kalan Güney Kürtleri bağımsız bir Kürdistan devleti ilanına geçebilirler, bu kıvılcım diğer 3 parçayı hemen harekete geçirecektir. O zaman AKP’nin sahte açılım, süreç gibi yalanları da çöpe atılacaktır.
    Belirtilen sözleşme ve alınan kararlara rağmen Kürt halkının en temel haklarının inkar edilmesi, Kürtlerin, bin bir yalan ve dolanla oyalandırılması kaybedilen zaman olarak görülmelidir…
    Kurdistan’ın büyük bir bölümünün bulunduğu Türkiye’de Kürtlerin varlığı neredeyse yüz yıldır inkar ediliyor.
    Kemalizm adına Kürtlerin kaderini tayin etme manevrasına giren, Kürtlükle alakası olmadığı halde kendisini Kürt diye tanıtan İsmet İnönü, 12 Aralık 1922 tarihli Meclis oturumda, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de hükümetidir. Çünkü Kürtlerin gerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisi´ne girmiştir. ” demiştir.
    Şimdi ise roller değişmiş, İsmet İnönü’nün devamı olan K. Kılıçdaroğlu kendisini Türkmen ilan etmiş ve İnönü gibi Kürtleri kandırma görevi ise AKP lilere verilmiştir. O zamanki demogojileri şimdi de duymaktayız. AKP ve diğer TC temsilcileri, içlerindeki Kürtleri bahane ederek kardeşlik adına Kürtleri doğal haklarından mahrum bırakmak istiyorlar.
    Aynı İnönü, Ankara’nın Kürt milletvekillerine gelince, onların nasıl seçilmiş olduklarını çok iyi biliyordu…O dönemde halkoyu ile seçilmiş tek milletvekili yoktu! Bütün bu insanların doğrudan doğruya atanmış oldukları ve bunların çoğunun Türkçe bilmedikleri için Meclis’in çalışmalarına katılmadıkları herkesçe bilinmektedir. Bu sözde Kürt temsilcileri, kendilerine vaat edilen, savaş bittiğinde kendilerinin olacağını sandıkları Kürdistan otonomisini ( onlar o dönemde bağımsızlık anlamında kavramışlardı…) almak için Kemalistlerin telkinlerine kapılmış ve lafta vekil gibi görünüp heykel gibi orada görünmüşlerdir. Kemalistler, kandırdıkları bu ağaları, savaşı kazandıktan sonra tasfiye etmişlerdir.
    İslamcılık boyası süren Türk ordusu Kürtleri fiziken, Kürt boyası süren AKP‘yse siyaseten tehdit ediyor. Ordu öldürerek, AKP tasfiye ederek bitirmek istiyor.

    Türk ordusu esas olarak bu yüzden AKP’yi iktidarda tutuyor. Aralarında çelişki olsa da AKP’ye Kürtleri tasfiye edeceği umuduyla destek veriyor.
    Kürtler önce AKP’nin yedeğine düşürülmek, sonra da Türk-İslam sentezi içerisinde eritilmek isteniyor. Denize düşenin yılana sarılması misali Kürtler karşısında açmaza düşen ordu AKP’ye bu nedenle yapışmış, bırakmıyor.
    Kaldı ki AKP Kürtlere Kürdistan’ı Türk-İslam kılıcıyla yeniden fethetmekten ve onları Ortaçağ karanlığına gömmekten başka bir şey vaat etmiyor.
    TC rejimi henüz Kürt meselesinin çözülmesi gerektiği aşamasında değildir. Kürtlerin haklarını tanımak konusunda, Başbakan da dahil, ciddi bir direnç mevcut. Milli Görüş militanı eski akıncı Erdoğan daha ırkçı, eski İnönü gibi bile konuşamıyor. Kemalciler meclisde kürsüden Kürt, Kürdistan kelimelerini rahatça kullanırken, şimdiki Erdoğancılar, Kürt kelimesini tabu olarak görmeye devam ediyorlar. Ne yazık ki, demokratikleşme paketi denilen şey zaman kazanmaya yönelik bir hamle gibi görünüyor. 
    Kürt Hareketinin politik etkisini kırmak için devlet olanaklarını sonuna kadar kullanan AKP özellikle, Kürtleri kendi içerisinde bölmeye ve parçalamaya çalışıyor. Bunu başardığında esas hedefine varmış olacak ve bugün Kürtlerin lehine olan politik tablo tamamen yeniden şekillendirilecek. AKP’nin bütün planı, bugüne kadar askeri ve politik olarak yenemediği Kürt Hareketini, Kürt kitlelerini farklı politik eğilimlere yönlendirerek içte parçalamaktır. Bu planın başarısız olması bir yana, devletin Kürtlere yönelik izlediği politikilar bakımından ciddiye alınması gereken önemli bir noktadır.
    Kürtler söz konusu olduğunda Tayyip Erdoğan, Ariel Şaron’u aratmıyor. ”Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır‘ diyen başbakanın elinde 2006 yılında Amed’te vahşice katledilen 9 Kürt çocuğunun kanı duruyor.
    Kimse AKP’yi allayıp pullamasın. Kimse kendini de kandırmasın; Kürt meselesi çözülecekse eğer AKP’nin de CHP ve MHP gibi Kürtler karşısında iflası yaşamasıyla çözülecektir.
     
     
    KÜRTLER KİMİNLE KARDEŞ OLDUKLARINI KENDİLERİ BELİRLEMEMİŞLERDİR.

    Bilindiği gibi I. dünya savaşının sonunda Kürdistan toprakları Kürt halkının rızası dışında dört parçaya bölünüp, her bir parçası ayrı bir yabancı egemenliğe teslim edilmişti. Kardeşlik yalanları ile çizilen sınırlar ile Kürdistan ve Kürt Halkı parçalamış, Kürdistan Halkına demokratik bir ülke ve devlette birlikte yaşamaları için gerekli şartlar ortadan kaldırılmıştır.
    a- Kürtler, nereden bölündüklerini bile bilimiyorlar, sınırları kendileri çizmemişlerdir. Çoğu Kürt ailesi içki masalarında çizilen sınırlar yüzünden, tel örgülerce bölünmüştür. Ailenin bazı fertleri Irak, bazıları ise Suriye tarafında kalmıştır.
    b- Bölenler, şimdiki sömürge valileri değil, batı devletleri idi. Yani ingiliz ve Fransızlar Kürtlerin kiminle kardeş olmaları gerektiğini Kürtler’den bağımsız olarak belirlemişlerdir!
    Birinci Dünya savaşı’ndan sonra Milletler Cemiyeti’ni kuran ülkelerin Kürtlerin taleplerine karşılık vermedi, aynı tutumun İkinci Dünya savaşı’dan sonra kurulan Birleşmiş Milletler tarafından da sürdürüldü. Bu yıllarda Asya, Latin Amerika ve Afrika’da büyük değişiklikler olup 67 yeni devlet kurulup, cemiyetlerce tanınırken, onlarca halk teker teker bağımsızlıklarını kazanırken, Kürdistan’da bir şey değişmedi ve Kürtler’e statü verilmesine amansızca karşı çıkıldı.
    Bugün Dünyada 208 devlet var. Bunlardan 193’ü Birleşmiş Milletler’in üyesi. Kürtler ise statüsüz…
    Bugünkü TC hükümeti de bunu örnek alarak Kürtlere insanca bir statü vetrmeye yanaşmıyor!
    Yabancı devletlerce çizilen sınırlar içerisinde, tanımakdıkları kardeşilerini bulan Kürtler, sömürge valilerince acımasızca ve cok insafsızca katliamlardan geçirildi. Kürtler tarafından buna karşı görkemli çıkışlar olmasına rağmen başarı sağlanamadı.Kürtlerin biribirlerine gidiş gelişleri engellenemeyince,Zahodan Hataya kadar araya tel örgüler çekilmiş, sığınaklar kazılmış,askeri gözcü kuleleri dikilmiş bu da yetmeyince mayın tarlaları döşenmiştir.
    İran, Irak, Suriye ve Türkiye, Kürtlerin dostu değil, düşmanları olduklarını ispatlamışlardır.
    Şimdi bu şekliyle, Kürt Halkı dört devlet tarafından eziliyor, bugün, oluşan şartlar altında, bunlara kendisini sonsuza dek ezdirmeme sinyalini, tek liderlik altında birleşerek vermelidir…
    Kürt halkı; dört ülkede kardeşlik adı altında, kendisine düşmanlık yapan bu işgalcilerle beraber yaşayamaz. Bunun maddi temelleri ortadan kalkmıştır.
    Birlikte yaşama yüzyıllardan beri deneniyor,yeniden fantaziler kurmak, insanları kandırıp, başka dilden masallar uydurmak abes kaçmaktadır. TC ve diğer 3 devlet yeterli zamanlarını kullandılar, sonuç tam bir fiyasko olduğuna göre daha fazla zaman geçirmemek gerekir. Kürt halkı 4 devlet tarafından kardeşçe değil, düşmanca muamele gördü. 4 devletin ortak zulmüne karşı birleşik Kürdistan olarak mücadele etmek başarılı olmanın ana şartıdır. Kürtlerin birliği zafer için kaçınılmazdır.
     
    KÜRDİSTAN İÇİN KAMPANYA
     
    ETNİK TEMİZLİĞE KARŞI OTONOMİ VEYA BAĞIMSIZLIK!

    Kürtler, bugün kendilerini işgal altında tutan ülkelerle birlikte mi yaşamak, yoksa ayrı bir devlet kurmak istediklerini belirleyebilmek için Birleşmiş Milletler gözetiminde Kürdistan’ın dört parçasında bir referandum yapılmasını şart koşmalıdırlar. Bu, demokratik anlamda tek yoldur.
    Türkiye ve diğer müteffikleri böylesine demokratik bir referanduma karşı çıktıkları müddetçe bağımsızlık talebi tekrarlanmalıdır.
    Kampanya için daha fazla imza gerekiyor. Güney Kürtlerini bağımsızlık yolunda yalnız bırakmak hainlik olacaktır. Bütün Kürtler birleşmeli ve Newroz’da bağımsız Kürdistan’ı ilan etmelidir.

    Sevda SUNER, Lyon Fransa
     Xweşhal biminin

    İMZA için klikleyiniz:
    http://www.change.org/tr/kampanyalar/birle%C5%9Fmi%C5%9F-milletler-g%C3%B6zetiminde-k%C3%BCrdistan-%C4%B1n-d%C3%B6rt-par%C3%A7as%C4%B1nda-referandum-yap%C4%B1lmas%C4%B1-demokratik-anlamda-tek-yoldur?share_id=gkLpBoVUoR&utm_campaign=autopublish&utm_medium=facebook&utm_source=share_petition
     
    Sipas

  2. KIRIM SORUNU REFERANDUMLA ÇÖZÜLDÜ. KÜRDİSTAN’DA BU NEDEN MÜMKÜN OLMASIN?
    Kırım, kendi kaderini barışçıl yolla, tek bir kurşun atmadan çözdü. Kürdistan için bundan daha güzel bir örnek olamaz…
    Kırım’ın resmi dilleri olarak Rusça, Ukraynaca ve Kırım Tatarcası gösterildi.
    Bundan daha demokratik bir çözüm görülmemiştir. Darısı Türkiye’nin başına…
    İnsaf eyleyin beyler, ağalar, paşalar! Kırımda halkın yüzde 12 si Kırım Tatarı ve daha ilk günden itibaren kendi Tatar dilleri resmi dil yapıldı.
    Herkese ana dilde eğitim hakkı, dilleri resmi dil yapılarak verildi. Türkler olarak utanmanız lazım: 23 Milyon Kürt’e, ulus devletin ” tek dili, tek bayrağı, tek vatanı, tek dini adına” hiç bir hak veremediniz! Bu başarı değil, utanç vericidir. Kırımlılar şimdiki ruh ve kültür seviyeleri ile, Türkler’den daha gelişmiş bir millet olduklarını ispatladılar…
    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım’daki durumun Kosova ile benzerlik taşıdığını açıkladı. Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan yabancı muadillerinin aynı prosedürü Kırım’a yönelik uygulamayı reddettiğini söyledi.
    Rusya lideri, “Kırımlıların yaptıkları tam da bu kılavuza uyuyor. Kosova’daki Arnavutlara (onlara saygıyla yaklaşıyoruz) tanınan haklar Kırım’daki Ruslara, Ukraynalılara ve Kırım Tatarlarına tanınmıyor.” dedi.
    Putin, “Kırım yönetimi, Batılı ortaklarımızın kendi elleriyle yarattığı Kosova olayına dayandı. Tamamen Kırım’dakine benzer olayda Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasını meşru olarak tanıdı ve herkese tek yanlı olarak bağımsızlık ilan etmek için merkez yönetiminin iznine gerek olmadığını kanıtlamaya çalıştı” şeklinde konuştu.
    Rusya Devlet Başkanı, konuşması sırasında, Kosova’nın bağımsızlık hakkının ifade edildiği iki belgeyi okudu.
    Putin, BM Uluslararası Mahkemesi’nin Kosova kararında, “Güvenlik Konseyi uygulaması, bağımsızlığın tek yönlü olarak ilan edilmesinin yasak olduğunu öngörmüyor. Genel uluslararası hukuk, bağımsızlık ilanı için uygulanabilir herhangi bir yasak içermiyor” dediğini hatırlattı.
    Rusya Devlet Başkanı, “Baştan ABD olmak üzere Batılı ortaklarımız, uluslararası siyasette, güçlü olan haklıdır kuralını uygulamayı tercih ediyor. Müstesna olduklarına inanıyorlar. Sadece onların haklı olabileceğine inanıyorlar. ” dedi.
    Bu persfektif ışığında, Kürt halkının kendi iradesini kullanarak kaderini belirlemesinin zamanı da geldi.

    Kırım, Katalanya ve İskoçya halklarının kendi kaderlerini belirlemek için referandum kararları almaları, Kürt halkının da yolunu açmaktadır.
    Kırım halkı kendi geleceğini özgür seçim ile belirledi. Diğer halklar ise önümüzdeki dönemde Referanduma gidecekler.
    Kürdistan bu sürecin dışında kalamaz. Kürtler kardeşlik ninilleri ile uyutulamaz…Sistemin bilinen klasik Kürt politikasının hiçbir şekilde değişmeyeceğinin belgeleri Osmanlıcılığa soyunan Erdoğan’ın son söylemleri ile kesinlik kazandı…İslamcı Irkçı devletin bütün stratejisini Kürtlerin tasfiyesi üzerine kurduğu, artık herkesin gördüğü bir realitedir. Türk devletinin varlık nedeni olan ‘tek devlet, tek bayrak, tek millet ve tek vatan’ gibi ırkçılığın ana ilkelerini oluşturan noktalarda; hem Kemalist rejim artıklarıyla hem de bugün devlete egemen olan İslamcı güçler arasında tam bir ittifak var. Sistemin bütün kuvvetleri arasında küçücük farklılıklar olması, stratejik buluşma noktalarını ortadan kaldırmıyor. Madem kardeşiz neden Kürtlerin ulusal değerlerine, bayrağına, diline ve kültürüne saygı gösterilmeden bu türden ırkçı ”teklemelerle” düşmanlık devam ettiriliyor.
     
    1 Milyon civarında bir nüfusa sahip Kosova’ya referandum hakkı tanındı, Kırım halkının öz iradesi ve demokratik seçeneği ise savaşla tehdit ediliyor…Kırım referandumu benzeri bir seçimi 40 milyonluk Kürt halkına fazla görüyorlar!
    Bu türden sahtekarlık, nankörlük ve haksızlık devam ettiği müddetçe dünya barışı tehlikededir !

    Kırım halkının kendi geleceğini belirlemek için halk oylamasına başvurması Kürt halkı için demokratik bir örnektir. Kosova’ya bağımsızlık isteyenler, Kırım halkının isteklerine karşı çıkmamalı ve Kürdistan’da da böylesine bir demokratik halk oylamasının gerçekleştirilmesini savunmalıdırlar. Kosova halkının bağımsızlığını NATO olarak savaşa girerek dayattılar. Kosova’lılar insan da, Kırım ve Kürdistan halkları insan değilmidir? Bu türden aşırı iki yüzlü politikalarla dünya barışı korunamaz…!

    Kürdistan halkı, bu şekliyle tamamıyla tabii olan bir yöntemle, kendi yaşam sahasında, kendi geleceğini belirlemek için özgür bir halk oylamasının kaçınılmazlığını iradi olarak kavramalıdır. Bu halk oylaması, Kürtlerin ayrı bir millet olmalarından kaynaklanan doğal bir zorunluluktur: her millet kendi geleceğini daima kendisi belirler.

    Irak ve Suriye’deki durum, TC’nin statükocu Kürt politikasının açmazı, Kürtler açısından tamamıyla yeni ve büyük tehlikeler arzetmektedir. AKP, Kürdistan’da katliam yapan bütün çeteleri kendi koruması altına almaktadır. Bu haliyle AKP, çözme değil, öldürme yolunu seçmiştir. Türkiye, Osmanlı ve Arapların 1000 yıldır kullandıkları ”Kürdistan” kelimesinden öcü gibi korkmakta ve bu kelimeyi yasaklamaya devam etmektedir: en son örneği: “Kürdistan” kelimesi, AKP, CHP ve MHP’nin ortaklaşması ile TBMM Genel Kurulu’nda bütçe için oluşturulan kitap ve kataloglardan çıkarıldı. İktidar bloğunu oluşturan kuvvetlerin arasında yaşanan yarılmanın açık ve sert bir çatışma halini aldığı mevcut süreçte, Türban dağıtan CHP başta olmak üzere Kürt düşmanı düzenin diğer büyük aktörleri dümene geçme sırasının kendilerine gelebileceği ihtimali ile ellerini ovuşturuyor. Düzen cephesindeki tüm bu aktörler, aynı role taliptir ve ırkçı İslamcı düzenin ihtiyaçlarına en iyi kendilerinin yanıt vereceği ortak iddiası ile yarışa girmişlerdir.

    Dünyada bugünkü koşullarda bir milleti zorla parçalanmış halde tutmak olanaklı olmadığı gibi; iki ayrı milleti de bir sistem içinde zorla tutamazsınız. Bu durum dolayısıyla, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı için Kürdistan’ın dört parçasında referandum yaparak, özgürce, kendi geleceğini kendisinin belirleme hakkını kullanması zorunluluk halini almıştır. 
     
    ETNİK TEMİZLİĞE KARŞI OTONOMİ VEYA BAĞIMSIZLIK!
      
    Kürt halkı; dört ülkede kardeşlik adı altında, kendisine düşmanlık yapan bu işgalcilerle beraber yaşayamaz. Bunun maddi temelleri ortadan kalkmıştır.
    Birlikte yaşama yüzyıllardan beri deneniyor, sonuç tam bir fiyasko olduğuna göre daha fazla zaman geçirmemek gerekir. Kürt halkı 4 devlet tarafından kardeşçe değil, düşmanca muamele gördü. Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de
    Kürtlerin hak ve hukukları yok sayıldı. İran, Irak, Suriye ve Türkiye, Kürtlerin dostu değil, düşmanları olduklarını ispatlamışlardır.
     
    Kürtler, bugün kendilerini işgal altında tutan ülkelerle birlikte mi yaşamak, yoksa ayrı bir devlet kurmak istediklerini belirleyebilmek için Birleşmiş Milletler gözetiminde Kürdistan’ın dört parçasında bir referandum yapılmasını şart koşmalıdırlar. Bu, demokratik anlamda tek yoldur. Kürtler, Kürdistan’ın Kuzeyinde ve diğer parçalarında, diğer milletler gibi kendi kaderlerini kendi elleriyle tayin etme, Kürdistan’da hükümran olma haklarına sahiptir. 

    Türkiye ve diğer Kürt düşmanı devletler böylesine demokratik bir referanduma karşı çıktıkları müddetçe bağımsızlık talebi tekrarlanmalıdır. Hala Irak adını taşıyan kağıt üzerindeki devlette kalan Güney Kürtleri bağımsız bir Kürdistan devleti ilanına geçebilirler, bu kıvılcım diğer 3 parçayı hemen harekete geçirecektir. 

     
    Referandum için hazırlık komitesi adına : SAMİ AKTAŞ, BEDRİ ENGİN, VEDAT KONAK, SEVDA SUNER

  3. AKP’nin Kürt Açılımı daha şimdiden gelip aynı duvara tosladı! TC’ni ele geçiren AKP, üniter devleti savunduğunu resmen açıkladı. 

    Bu, Türk devletinin Kürt sorunundaki kırmızı sınırlarının, aynı anlama gelmek üzere çok büyük bir dirençle savunulacağını ispatlıyor. Düşününüz ki bunlar klasik Kemalistlerin karizmasının çizildiği bir evrede yaşanabiliyor. Bugün artık AKP kendisini İslami Kemalist bir hareket yörüngesine oturtmuştur! İP şefi Doğu Perinçek artık AKP’ye övgüler yağdırıyor!
    AKP’nin polisi ele geçirdiği, yargıda hakimiyet sağladığı, devlet bürokrasisini ele geçirdiği bir aşamada, Türk İslamcıları, Kemalizimle sentez oluşturabiliyor ve Kürt sorunundaki kırmızı sınırların bekçilerinin kendileri olduğunu ilan ediyorlar.      

    Kürt halkına yönelik tatlı vaatlerle açılıyormuş gibi görünen ve sert bir dönüşle kapanan bu açılım süreci, daha önceki Kürt isyanlarında sürdürülen devlet politikasının bür devamı olarak yansıdı. TC’nin Kürtler’e yönelik ana yöntemi olan ”kandır, oyala ve yoket” stratejisi yeniden uygulandı. 

    “Sivil iktidar eliyle yeni bir demokratikleşme ve barış döneminin açılması, devletin Kürtlere karşı yaptığı hataların bir bir düzeltilmesi” iddiasıyla sahneye konulan bu programın tam bir senaryo olduğu ortaya çıktı! 

    Kürt açılımı, sözde RT Erdoğan’ın özel temsilcisi MİT çi Hakan Fidan ile, Abdullah Öcalan arasında varılan mutabakatla başladı. Hakan Fidan direkmen Erdoğan’ı temsil ettiğini, onun bir kopyası olarak geldiğini  vurgulayıp durdu! 

    Yani Erdoğan kişisel olarak fizikmen orada değil, ama MİT onu öyle temsil ediliyor bu toplantılarda, Erdoğan ise hiçbirşeyden haberi yokmuş gibi davranarak kitlesini uyandırmamaya çalışıyor!!
    İşte adına barış süreci denilen oyunun baş aktörü, ”Kürt açılım süreci” denilen sürecin baş muhatapı olan Erdoğan’ın düzenbazlığı… tayşp kendisini öne sürmeden, gizli kapaklı dümenler çeviriyor, adeta saklambaç oynuyor?
    Tayip Erdoğan’ı MİT temsil ediyor. Hakan Fidan, Hitler’in gestaposunu da geçerek, bütün güçlerin üstünde, TC kanunlarının tümünün dışında olağanüstü bir dokunmazlıkla, Kürt ulusunun kaderini belirlemede, Erdoğan adına Türk tarafını temsil ediyorç
    Burada baştan beri bir çarpıklık var. Erdoğan bu kader belirlemede ortalıkta yokmuş gibi görünüyor.
    Erdoğan her gün Kürt kerdeşim diye laflar atıp tutuyor! Madem Kürtler kardeş ise bu kadar cesaretsizlik neden acaba? Kardeşinle yapacağın ortak bir çalışmadan neden bu kadar ürküyorsun? 

    Zaten bu durum dolayısıyladır ki, AKP hükümetinin ilan ettiği “Kürt açılımı”nda umut verici bir gelişme olmadı. AKP ni lafta “Açılım” süreci, birkaç kırıntının sunulmasından öteye geçmedi. Daha ziyade Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimine yaradı! 
    Ne anadilde eğitim hakkı tanındı, ne çatışmaların kalıcı olarak durması, ne diyalog yolu, ne de diğer talepleri karşılayacak bir gelişme yaşandı. Aksine Kürt halkına karşı hazırlanmış tuzağına dönüşen süreç, şiddetle takviye edilmiş tasfiye dalgası halini aldı. Her tarafa yeni karakollar kuruldu, yeniden çete örgütlenmesine geçildi. 

    Kürt sorununa gerşek yaklaşım sözkonusu olduğu zaman küfür ve tehdit dıişında başka bir yol yöntemi olmayan Erdoğan’ın kardeşlik bir yana, acaba medeni cesaretinden bahsedilebilinir mi? 
    Bir süreç başlatıyorsan açık kimlik ve yüzünle ortada olmalısın. Tayip Erdoğan, kendi kitlesi önünde, Kürtler’e tabii haklarının verilmesinden söz etmeyi tabu biliyor, Türkiye Kürdistan’ından öcü gibi korkuyor!
    S. Demirtaş, ”Apo ve Erdoğan bitti demeden süreç bitmez ” diyor. Ama Erdoğan’ın süreci başlattığına dair resmi belge nerede acaba? Erdoğan, neden ortaya çıkıpta açıkça, ”ben süreci başlattım” diyemiyor? 
    TC tarafından Kürt tarafı diye angaje edilen A. Öcalan ile TC arasında, Kürtler’in gelecekteki yaşam şeklini belirleyecek, MİT denetimindeki gizli kapaklı görüşmelerin, Kürtler’in tüm haklarının yok sayılması temelindeki ihanetçi senaryoların iflası ile yeni bir süreç başlamıştır!
    AKP daha şimdiden üniter devleti hiçbir biçimde tartışma konusu etmediğini, tek devlet, tek millet, tek bayrak, vb.’nin hiçbir biçimde tartışılamayacağını, ayrıca anayasanın da bu amaçla değiştirilmeyeceğini, bir genel affın sözkonusu olmadığını söylemek durumunda kalıyor. Bütün bunların söylendiği bir durumda ise Kürt açılımı üzerine edilen onca lafın dibi bir anda boşalıyor.
    Gelinen yerde Kürt ulusal hareketi tam olarak bir özerk devlet istiyor. Kendi parlamentosuna ve yerel hükümetine sahip, dolayısıyla siyasal iradeye, dolayısıyla kendi kendine yönetme gücüne dayalı, iç güvenliğini kendisi sağlayan, vergisini kendisi toplayan, kendi adalet teşkilatına ve polis örgütüne sahip bir özerk devlet istiyor. Ama Türkiye gibi bir ülkede bütün bunları Kürtlere ancak bir devrim verebilir. Türkiye’nin bugünkü düzeni içinde bunları kimse Kürtlere vermez, veremez. Bu ancak bir devrimle elde edilebilir.
    Açılım, Kürt sorununun çözümü AKP’ci Kemalizm’in zemininde gerçekten bir hayaldir. Rojava hareketinde olduğu gibi Kürt halkı özgürlüğünü ancak kendi gücüyle kazanacaktır.

    GERÇEK BARIŞ SÜRECİ ORTADOĞU’DA KÜRT HALKININ BAĞIMSIZLIĞI VE ULUSAL HAKLARININ TEMİNATI İLE MÜMKÜNDÜR…

     
    Şimdi TC çetelerinin barış süreci dedikleri fenomen, Osmanlı döneminden daha geri, çirkef bir durumu yansıtmaktadır.
    Türk yönetimi, cezaevinde tuttukları bir kişiyi, rehine gibi kullanarak, Kürtlerin bütün haklarının yok edilmesi temelinde, Kürtleri teslim alma politikası gütmektedirler. İmralı, veya çözüm süreci adını taktıkları tiyatronun oyuncularını bile kendi öz adları anmaktan aciz bir devletin ‘süreç, müzakere’ yalanlarına kapılmak ihanete götürür! 

    AKP’nin Çözüm süreci adını verdiği, post modern Kemalizmi yeni bir kılıf altında devam ettirme, Kürtlerin hakkını hukukunu yok sayarak, bir yüz yıl daha yok etme sürecidir!

    Türk yönetimi, süreç diye adlandırdığı tiyatorunun oyuncularını lakap takarak çağırmaktadır. Abdullah Öcalan ismi yerine, ‘imralı adası’, ‘terörcü başı’, ‘heyet’ gibi isimler kullanılarak, ‘sürecin’ ciddiyet derecesi açıkça ortaya serilmektedir. Türk devleti, bu anlamda normal bir devlet imajı yerine, eşkiya bir devlet görümüne bürünmektedir. Türk parlamentosunun, bu haliyle, özgürlük isteyen Kürdistan kitlelerini memnun ve mesut edecek bir karar alabilmesi mümkün değil.
    Antlaşma yapmak için, kendileri ile barış yapılacak şahıs veya gurupların adları dahi açıkça söylenmediğine göre, ortada daha tehlikeli bir oyunun dönüşü sözkonusudur…! Sürecin muhatapı, Kürt tarafı diye lanse edien taraf, kendi adı ile değilde Marmara denizinde bir ada (İmralı) adı ile anılıyorsa burada bir bit yeniği var anlamı çımaktadır. 

    KÜRTLER İMRALI ADASINDA DEĞİL, KÜRDİSTAN’DA YAŞIYOR!

    Barış, İmralı adasında yaşayan bir halkla değil, Kürt halkı ile yapılacaktır!
    Türkiye, sözde barış yapacakları Kürtlerin adını anmaktan acizdir. Demek ki Türk insanı Kürtlere o kadar alerji duyuyor ki, TC yönetimi, barış sürecini imralı adasında başka bir halkla yapmakta oldukları imajını vererek, Kürt düşmanı Türklerin gözlerini boyamak zorunda kalmıştır! Gerçek bir barış süreci varsa neden bu kadar adi bir aldatmacaya başvuruluyor. Barışacak kişi veya milletler, birbirlerini oldukları gibi kabul edemiyorlarsa, barış nasıl olacak??

    Böylesine bir sürecin daha baştan çökmeye mahküm olduğu ortadadır. Savaş ruhu taşıyan Türkler, Kürtleri eşit derecede bir halk olarak görmek yerine, onların adlarından bile öcü gibi korkuyorlar, bu ruh haliyle nasıl barışacak bunlar!! Ne yazık ki çoğunluğu cahil kalmış Türkler, imralı adasının nerede olduğundan bile habersizdirler….

    AKP, diğer öncülleri gibi, kırmızı kitabı elinde, bağırıp çağırarak varolan statükoyu sürüdürmede kararlı olduğunu söylemeye devam ediyor! Erdoğan’ın Suriye Kürtlerine yönelik tavırları, askeri darbecilerinkinden daha iyi değildir. Bu tutumlar, çözüm hayallerini köpürten düzen güçlerinin Kürt halkına yönelik imha ve inkara dayalı ırkçı-inkarcı resmi devlet çizgisini sürdürdüğünü gösteriyor.
    Ciddi ve dürüst çalışmalar, ortak plan ve süreçler ancak, karşılıklı güven ve açıklıkla yapılır. Gizli kapalı oyunlar oynanıyorsa, dümenler dönüyorsa, bu iş ta baştan yıkılmaya mahkümdur. Kalıcı barış ancak adalet ve eşitlik temelinde Kürt sorununun gerçek, yani ulusal haklarının verilmesi ve kendi topraklarında hakimiyet kurması ile sağlanabilir.

    Rehin gibi tutulan ve adı ile bile anılmayan A. Öcalan’ın, burada, Kürt halkının ulusal haklarının tümden inkarı sürecine tepeden inme ‘önder’ hemde TC’nin kendisi, barış masasına oturan karşı taraf olarak, düşman tarafından lanse edilmesi, bütün Kürtlerim dikkatini çekmektedir…Ortada seçimle gelen Kürt temsilcileri olmasına rağmen, bunların manipule edilerek, cezaevinde rehin tutulan bir kişinin tek lider diye angaje edilmesi ve bu kişinin de, ‘biz Kürtler için artık bir şey istemiyoruz’ beyanını vermesi, kürt halkına vurulan büyük bir darbedir!
    Bu durum, İŞİD’e, ben artık sizdenim demeye benzer, ama kelle kurtulur mu, o da henüz belli değildir!

    Kürtlerin Soykırımı İçin IŞİD ve Tampon Bölge planı!

    AKP iktidarı;  sırası geldikçe “barış süreci” ya da benzer tanımlamalar ile Kürtleri oyalarken, diğer taraftan da petrol alanlarına sahip çıkmak için yeni planların peşindedir.
    IŞİD örgütlenmesinde rolü olduğu bilinen,Başbakan Davutoğlu’nun devreye soktuğu derin stratejinin gereği  İŞİD ve Al-Nusra’ya savaşsın diye gönderilen 5 000 özel timci, 250 MİT mensubu, modern savaş araç ve gereçleri ile, Kürtleri barış masasına gelmeden elimine etmeyi, başarılamaması  halinde  ise dize getirmeyi hedeflemektedir.
    Türkiye, çıkarları gereği, Kürtleri soykırıma uğratsın diye İŞİD’i büyütmeyi hedeflemektedir.
    TC nin hedefi Kürtlerin soykırımıdır. Zira, Dersim gibi, Kobane’den, yurtlarından edilerek göçmenleştirilmiş Kürtleri hedeflerinden koparmak devamında asimile etmenin mümkün olduğu deneyimi vardır. Dersim soykırımında başarılı olunduğuna göre TC, aynı yöntem ve taktikleri devam ettirmektedir. Böylesi bir soykırımı göze alan iktidar, aslında herkesi yakacak bir alev topuyla oynamaktadır.

    İşte, tam da Bağımsız Kürdistan devletinin kuruluş şartlarının hızla olgunlaştığı bir durumda, Ortadoğu’da bütün halkların kendi sınırlarını çizmekle uğraştığı bir anda ‘herşeyden vazgeçiyoruz’ demenin ne anlama geldiğini bilmeyen çoban artık yoktur Kürdistanda…!
    Türk devleti Kürtleri bir kez daha kandırırsa ne olur? Üç-beş yıllık zaman kaybından başka hiçbir şey olmaz. Hatta eski yöntemler tümden iflas etmiş olacağı için buna kayıp da denmez.
    TC oyun oynuyor! Bu tartışılmaz. Kobanê’yle dayanışma eylemlerinden önce de böyleydi, IŞİD’in Kobanê’ye saldırısının yoğunlaşmasıyla beraber, çözüm süreci denilen oyunun deşifresinde ilerleme görülüyor. Adları ile anılmayan oyuncular, PKK içerisindeki MİT yönlendirmesi gurupların zorda kalması kaçınılmazdır.

    AKP başı, çete lideri Erdoğan,  Tek ulus, tek devlet, tek bayrak ve tek dil’ paradigması devam etmektedir.’ diyerek gerçek amacını her geçen gün tekrarlayarak oyun oynadıklarını artık gizlemiyor!
    Tayyip Erdoğan, daha önce de “anayasa değişikliği yok, af yok, Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmesi yok” demişti. Kürtçenin eğitim dili olması, genel af talebinin karşılanması, anayasal vatandaşlık vb. asgari taleplere bile düşmanca yaklaşan Osmanlı kırması iktidarın Kürt sorunu konusunda tekçi anlayışı sürdürecekleri aşikardır.

    Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’den gelen açıklamalar devletin Kürt sorununa, Kürt halkının haklı taleplerine yönelik bakışının özü, özetidir. Tek ulus, tek devlet, tek bayrak ve tek resmi dil paradigması devam etmektedir. Etnik ve kültürel farklılıklar zenginliğimizdir denilerek Kürt halkının devrimci dinamizmi düzenin labirentleri içinde boğulmak istenmektedir. AKP ve Genelkurmay’ın çözümden anladığı Kürtlerin bir kültürel zenginlik ögesi olarak kabul edilmesidir. Kürt sorununun çözümünden anladıkları şey ise Kürt halkının denetim altında tutulmasıdır.

    Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı açıklamalar “çözüm” sürecinin nasıl bir aldatmaca olduğunun net ifadesidir. Açıklamalar, Kürt halkının olmazsa olmaz dediği haklarına ilişkin olarak herhangi bir vaatte bulunmadığının göstergesidir. Nitekim Tayyip Erdoğan daha önce de anadilde eğitimin gündemlerinde olmadığını belirtmişti. Zira tüm düzen güçlerinin asıl amacı Kürt sorununu değil Kürt hareketini çözmektir. Bu saldırının biricik panzehiri ise Kürt halkının ulusal hak ve özgürlüklerini devrimci mücadeleyle söküp almasıdır. 

    Bu anlayış barışın değil savaşın projesidir. Yani “çözüm süreci” barışın değil, sınır tanımayan kapsamlı bir saldırganlık ve savaşın projesidir.

    AKP demokrasiyi yok etme sürecini devam ettirirken, saçma bir barış sürecinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığı, çözüm süreci adı verilen planın, AKP’nin rezil politikalarının üstünü örtmeye yaradığı da artık gizlenemez.

    ERDOĞAN BAŞKA İŞLERİN PEŞİNDE…!

    Erdoğan’dan Kürtler için hak hukuk beklemek saflıktır. ‘süreç’ denilen tiyatro, bir yalan dolan sürecidir. Hazırlanan ve her gün kılıfı değiştirilen sözde ‘paketin, sürecin’, geçmişin baskıcı terörcü ırkçı şovenist devlet yapısından kopuşu değil, onun daha da pekiştirilmesine hizmet ettiği gerçeği artık kör gözden de kaçmıyor.
    AKP, yeni Kemalizm despotizmini din boyası ile süsleyerek Kürtleri kandırıp tasfiye etme dışında bir hedef gözetmiyor…Kürtler Erdoğan’ın kişisel oyunlarına alet olmaktan vazgeçmelidir. Erdoğan sözünde durmamaktadır. Saat başı tavır değiştiren bir bukalemundan farksızdır! İstanbul’da padişahların kurduklarından daha büyük bir cami, Çamlıca camisi, Ankara’da Osmanlı saraylarını geride bırakan Ak Sarayı kurup, başkanlık sistemi ve tek şefliği hedefleyen, gözü şan şöhretle dönmüş Recep paşa’nın derin kuyusuna düşmek saflıktır! Aşırı hızla çoğalacak kalabalıklara Selefi ve Wahhabiler’ in fetih ve ganimet hedeflerini aşılayan ümmetçi ırkçı şef, yeni devlet ideolojisini hakim kılmak için elinden geleni ardına koymuyor! Dünyanın her yerinden toplatılıp getirilen Cihadçıların, Kürtlerin yoğun olduğu alanlarda eğitilip Suriye’ye sokulması, bunların ana kontrolünün özel savaşçı Türk subaylarına verilmesi, şeriatçı militanların Kürtlere karşı kullanılmaları, karakol yapımındaki anormal artış ve köy koruyucularına sağlanan örtülü ödeneklerin artırılması vs.. göstermektedir ki, AKP Kürtler için en azından cuntacılar kadar tehlikelidir.
    Kürtleri kandırmak için Ümmetçi İslamcılığı, Kemalist militarizmle sentezleyen AKP, TC’nin eski politikalarını ideolojik yenilenmeyle devam ettirme kararlılığını son Kobani oyununda da yenilemiş oldu!
    Şan ve şöhret ile gözü dönmüş, bu uğurda her yöntemi kullanan R.T Erdoğan’dan hak hukuk beklemek kadar aptalca bir şey olamaz!
    Saat başı görüş, politika değiştiren, akıl almaz yalan dolanla günümüzün en gaddar liderlerine taş çıkartan Erdoğan, tek şeflik ve kişisel çıkarlarına karşı olan her engeli rahatlıkla aşmaya devam ediyor!
    Erdoğan nihayetinde Kemalist orduyu da peşine takarak, satükonun yeni sahibi oldu! Kemalizm tarafından katliamdan geçirilen Kürtler, Kemalizm’in nasıl bir zehir olduğunu çok iyi biliyor. Mühalefeti tesirsiz hale getiren AKP şimdi artık statükocu Kemalizmi temsil diyor! AKP sadece Küzey Kürdistan’da değil,Rojava’da Kürtler üzerinde baskıyı artırmaya çalışıyor. MİT TIR’ları gece gündüz Suriye’ye geçmeye devam ediyor!
    Yıllardır Kürtleri oyalayan AKP, sonuçta 90 yıldır yapılanla kaldı. Son MGK toplantısında TSK nin dayattığı kırmızı çizgileri savunan Recep Tayyip Erdoğan, Kemalistlerle Kürt sorunu üzerinde anlaşmaya vardı.
    AKP iktidarı, İŞİD olmaksızın Kürteri tek başına yok edemeyeceğini iyi biliyor! Türkiye’den örgütlendirilip Suriye’de muhalefet cephesi adı altında savaşan Sunnilerin niyetlerinin ne olduğunu, bunların hangi hedefler doğrultusunda elde tutuldukları, ceplerine para konan ve desteklenen bu paralı askerlerin yarın Kürdistan’da büyük bir vahşet planını icra etmeleri için gerekli maddi temellerinin sağlandığı gerçeği gözden kaçmamalıdır.
     
    SON MGK TOPLANTISINDA ALINAN KARARLARA GÖRE KÜRTLER’E 1923 TEN ÖNCEKİ DURUMDAN DAHA KÖTÜ BİR STATÜ VERİLECEK!
     
    MGK toplantısında alınan kararlara göre Kürtleri kandırma ve oyalama süreci devam ettirilecektir. Bu oyunu en iyi oynayan AKP, Kürtleri eski statüde tutmak şartı ile Türk ordusunun tam desteği verildi. Erdoğan tek şef olacak, onun başkanlık sistemi TSK tarafından kabul edilecektir.
    İşte bu yeni MGK doktirinine göre, Kürtlere karşı mücadele ettikleri müddetçe Araplar’a yardım edilecek, İŞİD, El Kaide-El Nusra ile ortak eylemler yapılacaktır. Bunlarla en iyi ilişkiyi AKP sağladığına göre, İŞİD ve El-Nusra Tayip Erdoğan’nı kayıtsız şartsız destekledikleri için, ortak çaışma ve işbirliğine devam kararları alındı!
    AKP’nin Kürtlere yönelik planları, Kürt halkının kendi kaderinin kendisi tarafından tayinine düşmanca bakıyor ve eski statükonun korunmasını amaçlamaktadır. Son Kobani olayında olduğu gibi AKP, eski Kürt düşmanı statükoyu korumayı ve Kürtleri zaman içerisinde yok etmeyi amaçlamaktadır!
    AKP’nin bu planları ile, Kürtlerin en temel uluslararsı haklarının inkarına devam edilmektedir… Kürdistan halkının talebi olan anadilde eğitim, Kürtlerin haklarına ilişkin anayasal güvence, Kürdistan halkının kendi kendini idare etmesi ve Kürtçe’nin resmi dil olarak kabul edilmesi konularında ilerleme değil, tam aksine gerileme kaydetmektedir.
     
    Bu durumda Kürdistan halkı olarak, kendi topraklarımızda, hür ve bağımsız olarak yaşama opsiyonunu savunma dışında başka bir çaremiz kalmamaktadır. Kürtler bugün bağımsız Kürdistan oluşumunu artık reel bir gerçek olarak görmektedir. Asıl yapılması gereken “çözüm” aldatmacasıyla zaman yitirmemektir, Kürdistan, bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktığında, Türkiye, Ortadoğu ancak bu koşullarda barışın egemen olduğu bir coğrafyaya dönüşecektir.

     
    Saygılar ve Selamlar

    Ferdi Kader, B. Zeynep Aker, Dursun İlkas, İsmail Balkır, Kazım Sincan

     
     

  4. Kürtler’i ‘devlete pazarlayan kişi’ olarak tarihe geçmenin önderliği!

    Bilindiği gibi, Abdullah Öcalan yakalandığı andan itibaren, verdiği ifade ve savunmalarda, tam tersten bir süreçle, TC’ nin gelecekteki Kürt politikasını şekillendirmeye başladı. 1998 den  itibaren mutlak teslimiyetçi bir tutum içine giren Öcalan, devletin mutlak hizmetkarı olduğunu, Türk kanı bile taşıdığını ima ederek bunu çok açık bir şekilde ortaya koydu. Verdiği ilk ifadeden sonra tercihini devletten yana ve Kürdistan halkının alehinde kullandı.

    İlk etapta, Jitem yöneticilerince planlanan aşırı teslimiyetçilik senaryosu ile Kürtleri direkmen tasfiye yolu seçilmişti. Bu, onbinlerce Kürt’ün pasifize edilmesine yol açmasına rağmen, beklendildiği gibi tam bir yok olma yolunu açamadı! Bu durumda, ‘Avukatlar’ denilen çoğu İstihbaratçı elemanlar aracılığıyla Kürtler’e, ekstra bir B planı dayatılmaya çalışıldı… Sözde PKK kuryeleri diye lanse edilen, çoğunluğunu kontracıların oluşturduğu ekipler, Kandil, Avrupa ve İmralı arasında mekik döşemeye başladılar. Amaç, zaman kazanarak, mücadele vermeye çalışan bütün kadroları pasifize ve akabinde yok etmekti.

    Süslü püslü sözlerle süslenen imha planı, MİT tarafından önder diye lanse edilen bir şahsın tecrit hücresinden geliyormuşcasına, her tarafa yayılıyordu!

    Bu planın ortaya atılış koşulları, Türk devleti gibi, Kürtler’e düşmanı bir devletin istihbarat ekiplerince şekillendirilmesi ve Kürtler’e empoze edilmesine, Kürt açılmı veya çözüm süreci demek, saflık değilse, ihanetten başka bir şey değildir…
    Bu politika ne ölçüde Kürt ulusal hareketinin çıkarları kaygısıyla şekillendirilmiş olabilir? Aksine Türk Devleti bu senaryoyu, başta MİT ve Kontrgerilla birimleri olmak üzere bütün gücünü seferber ederek geliştirdiğine göre, gelinen aşamada, Kürt Ulusal Hareketi’nin değil, Türk devletinin çıkarlarını korumak için devreye sokulan yeni bir politika olduğu ispatlanmış olmaktadır!

    ÖCALAN-ERDOĞAN SÜRECİ, KÜRTLERİ YOK ETME SÜRECİDİR.
     
    Öcalan’ın TC ile beraber geliştirdiği İmralı politikası-açılımı, Türk devletinin Kürdistan’da hakimiyetinin devamını tesise yönelik bir politikadır.
    Ortada Kürt hareketinin yeni politikası değil, Türk devletinin eskiden beri sürdürdüğü politika vardır ve Türk devleti şimdi bu politikasını, Kürtlerin tek lideri diye dayattığı ‘liderin’ ağzından, o liderin etki ve prestijine dayanarak bütün Kürt hareketine kabul ettirmektedir. Abdullah Öcalan, bu anlamda, Türk devletinin basit bir oyuncağıdır. İşi bittiğinde de muhtemelen işi bitirilecektir.
    Yakalanma ve sonrasındaki tavırları, liderlik değil, çok basit bir gerillanın tavrından çok çok geridir. Herkes ondan savunmasında Türk devletini mahkum edecek bir savunma beklerken, o Jitem elamanlarının kendisine iyi muamele ettiklerinden dem vurmaya başladı ve yeni bir Osmanlı milliyetçisi gibi propoganda yapmaya başladı…; liderler kendi yaşamları için değil, bir dava için en iyi tavrı takınabildikleri için liderdirler…Abdullah Öcalan ise yaşaması halinde Kürt sorununu bitireceğini, Kürtleri en iyi kendisinin tasfiye edebileceğini dayatıp durdu…Sorgulamayı yapan kontrgerilla elemanları bile şaşıp durmuştu. Her şey tartışılmaya bile değmeyecek kadar açık. Lider diye ortaya sürülen insan canını kurtarmak için ihanet etmişti. Bunu görmemek için kör olmak gerekir.
    Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği bu çizgi, TC hakimiyetinin geliştirilip kuvvetlendirilmesi çizgisidir.

    TC, ABDULLAH ÖCALAN’I KULLANARAK KÜRTLERİ TASFİYE ETME YOLUNU TUTTU!

    TC, A. Öcalan’ı tasfiye etme değil, Kürtleri tasfiye etmenin yolunu tuttu… Kürt Ulusal Hareketinin, yeni bir önderlikle, muhtemelen yeni bir güç tarafından kontrol altına alınarak başka bir politikanın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu görünce, kendi çıkarları açısından rasyonel olan yolu seçti…

    Genel Kurmay, Kontrgerilla kendi çıkarları için, Kürtleri tesirsiz hale getirmek, 100 yıllık yeni bir Kürt köleliğinin temellerini atmak için A. Öcalanı kullanma kararını aldılar…’Süreç’ veya ‘çözüm’ gibi aldatmacalar buna yönelik olarak uyduruldu.
    Öcalan’ı Kürtler’in tek önderi diye dayatan TC yöneticilerinin çırpınmaları boşuna değildir. TC, Öcalan’ı vazgeçilmez bir kahya olarak gördü ve onun  prestijini ve etkisini Kürtlerin mücadelesini tasfiyede kullanmaya karar verdi. Ama bunun için de Öcalan’ın en azından daha uzunca bir süre Kürt hareketinin önderi olarak kalmasını sağlamak için bütün ajanlarını kullandı. Avukatların bir MİT olayı olduğu deşifre olunca bu defa da ‘İmralı heyetleri’ adı altında yeni taktiklere başvurarak, Kürtlerin gözlerini boyamaya çalıştılar!. Öcalan’ın bu tasfiye politikasını uygulayabilmesi için, bunu Kürtler için yaptığı izlenimini vermesini sağlamak, işte ‘heyetler’ arasına serpiştirilen bazı tanınmış Kürt. Yani bölünmeyi engelliyerek; (bölünme demek kontrolden çıkma demektir) toptan bir zararsızlaştırmaya ve teslimiyete ulaşmak….İşte TC parti ve silahlı kuvvetlerinin bir bütün olarak anlaştıkları ortak süreç.
    Bağımsız Kürdistan kavramı gün be gün sırasıyla DC, ekolojik toplum ve demokratik özerklik gibi içi boş kavramlarla yumuşatılıp, gelinen noktada bağımsızlık istemiyoruz, seviyesine kadar indirildi. Bu kavramlarla aşamalı olarak Kürt Halkı, Öcalan ve Devlet tarafından el birliğiyle kandırıldı ve ikna edilme noktasına getirildi. Bu durum netleştikten sonra Öcalan gurubu ve onun uzantıları durumunda olan yapılar, bugüne kadar gizli yaptıkları ihaneti açık bir şekilde yapmaya başladılar. 
    Açıkça, ‘Kürt devleti kurulursa karşı çıkarız’ demekten bile utanmamaya başladılar. Gelin Türk Kardeşler biz bir şey istemiyoruz yeter ki bizi adam yerine mi koyun demeye çalışıyor. Rıza Altun gibi kirli kişiliklerin Bağımsız Kürdistan ve özgürlük köleliktir demesi, iğrençliğin boyutunu gösteriyor!.
    Öcalan önderliğnde resmen Kürt düşmanlığı moda yapılmaya çalışılıyor!  Artık Öcalan’ı, Türklerin gözünde sevimli hatta devlet için çalışan birisi olarak göstermek zorundalar yani böylelikle Öcalan’ın Türk Toplumundaki kötü imajını düzeltecekler ve ortamı buna göre hazırlayacaklar.

    Bunların hepsi Türkiye’de Erdoğan İmparatorluğunun kurulmasına zemin hazırlamak için yapılan son ve en büyük kirli ilişkileridir. Kürtleri Kürdistan için değil de Büyük Türkiye İmparatorluğu için feda ediyorlar. 
    Bağımsızlık ancak bağımsız beyinlerle ve yüreklerle olur köle ruhlu insanlardan bağımsızlık adına olumlu birşeyler söylemelerini beklemek hayalperestlik olur.
    MİT kontrolünde inşa edilen bu sürec-açılım, tamamıyla Kürt düşmanı bir karakter taşırken, utanmadan ona, ‘önder’ demek  ise rezalettir!. Dünyada bir sürü önderlikler vardır. Mandela, kendisine gelen bütün Güney Afrika heyetlerini geri çevirmiş, gidin ANC  ile görüşün demiştir. Ayrıca kendisinde beyaz kanı var diye bir saçmalığa da başvurmamıştır. Bu avukat ve
    kurye rezilliği, heyetler saçmalığı, Türk islam sentezi temelli propogandaların önderlik ile ne alakası olabilir??

    KÜRT HALKININ ÇIKARLARI İLE POST MODERN OSMANLICILIĞIN ÇIKARLARI BİR BİRİNE ZITTIR.
    Kürt lideri diye lanse edilen A. Öcalan’ın, AKP renkli, post modern Osmanlıcılğa soyunması, Hamidiye alayları döneminde, bölge halklarına kan kusturan derebeylerin mentalitesini canlandırmaktan farksızdır!

    Saygılar ve Selamlar

    Ferdi Kader, B. Zeynep Aker, Dursun İlkas, İsmail Balkır, Kazım Sincan, Sevda Suner, Murat Demir,  Hasan Demir, Nurettin aslan

      

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s