Azadî Friday in full swing

Thousands of protesters are in the streets today in Qamişlo, Amûde, Kobanî and other cities calling for the fall of the regime. Here’s a video from Qamişlo with the crowds screaming in Arabic, ‘The people want the fall of the regime!’ And another video here.

In Kobanî demonstrators marched through the streets shouting ‘Azadî, azadî!’ (freedom, freedom). Signs read ‘No to violence, yes to freedom’ and one sign in English said ‘Syrian people want freedom!’

The video below is from Kobanî:

From Qamişlo there are reports that thirteen members of the Kurdish Democratic Party in Syria were arrested today. According to reports on Sûriye Nû, security forces also raided the homes of many activists in Qamişlo.

In Serê Kaniyê (Ras al-‘Ain) Saadoun Mahmoud Sheikhu, a recently released leader in the Azadî Party, and Mahmoud Amo, a member of the Political Committee of the Kurdish Yekîtî Party in Syria, addressed the crowds there in Arabic and Kurdish. They the demanded a halt to violations against demonstrators, the lifting of the siege on cities in the country and the release of all political prisoners. Another message was that the youth are the backbone of revolution and they thanked them for their participation in the struggle for freedom.

One thought on “Azadî Friday in full swing

  1. Soykırım, “tek bayrak, tek din, tek devlet, tek marş, tek millet, tek dil”(R.T Erdoğan-2015) kompleksini taşımanın bir ürünüdür.
    24 Nisan bir soykırımdır.

    Tepeden, devşirme kalıntılarından oluşturulan Türk ulusu, varlığını; Ermeniler’in, Rumlar’ın, Kürtler’in, Süryaniler’in, yokluğu üzerine inşa etmiştir. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği ve bugün TC yöneticilerinin de her adımda tekrarladığı ‘tekçi’ Pan-Türkizm doktrini, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslüman olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi sonucunu doğurmuştur!

    Bu ideoloji temelinde kurulan Türk devleti, bunun bir devamı olarak Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Şimdiki yöneticiler de, soykırımları geçerli kılan ve Hitler tarafından da kullanılan ‘tekçi’ söylemleri terk etmemektedirler.

    Bu bir soy kırımıdır. Ermeniler ırk olarak, millet olarak yok edilmek istenmiştir. Sadece onlar mı? Hayır, Anadolu’nun gerçek yerlileri, Anadolu coğrafyası topraklarını yaşama ilk kez açan, onu gerçek bir vatanı haline dönüştüren ve uygarlıkları tüm insanlığa ışık saçan milletler yok edilmek istenmiştir. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Suryaniler ve diğer ulusal topluluklar, insafsız, pervasız ve gayri ahlaki tarzda varlıkları yok edilmek istenmiştir.

    24 Nisanı bu açıdan kavramadıkça bu topraklarda kimse huzur beklemesin. Bu topraklara sonradan gelmiş ama bir türlü ortak yaşam arzusunu gösterecek uygarlığa ulaşamamış olanlar var. Sorun, bilinçaltında anavatansızlık takıntısında gerçek yerlileri yok ederek bu toprakları anavatan edinebilme histerisidir.
    Soykırımcı tek boyutlu yaklaşımların da kökeni buradadır; tek bayrak, tek devlet, tek marş, tek dil bu kompleksin onarılması güç tecellisidir.

    Hitler, ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil’ sloganı ile harekete geçirdiği kitlelere yahudi soykırımını yaptırtmıştır. Ne yazık ki Anadolu yerli halklarının soykırımına yol açan bu türden Jön Türk sloganlarını, şimdiki yöneticiler de aynen tekrarlamaya devam ediyorlar…(R.T Erdoğan’ın kitle konuşmaları)

    Bugün Türkiye denilen bu alanda bundan bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke… Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Türkler 26 Ağustos 1071’de Orta Asya’dan o zaman Batı Ermenistan denilen  Muş ovasına geldi) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina ( İzmir)’dan Kars’a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya’dan, Pontus Rum (Karadeniz)’a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı…
    Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915’de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Hıristiyan halklara bakış açımızın göstergesidir aynı zamanda.

    Ermeniler, kendi uygarlık katkılarıyla Anadolu’ya renk katan, bölgemizin en eski uluslarından olup, katli vaciptir denilerek yurtları yakılmış, eski çağların bile tanık olmadığı bir vahşetle toptan sürgüne mecbur edilerek, 1,5 milyon insanı katledilmiştir; sürgünde ayakları telef olan uygar insanlar, Aziz Paşadan ayakkabı talep edince, Rahat yürüsünler diye bunlara ayakkabı giydirin diyerek verdiği emirle, ayaklarına at nalı çakılmıştır. Aç çocuklara, yüksekten sarkıtılmış ipe bağlı ekmekle, tavşan kaç tazı tut oyunu oynayarak işkence yapan, su içerken yılan bile dokunmaz erdemini ayaklar altına alarak, susuzluktan yerdeki su birikintisine yüzü koyun uzanıp su içen insanları topluca kurşuna dizen bir vahşet yaşanmıştır. Dünya kamuoyunca tüm çirkefliğiyle bilinen bu katliamın Osmanlı sorumluluğunda olmasına karşın, TC. dahi bu kirli mirası reddetmeye yanaşmamış, Osmanlıyı savunmuştur; Maktulleri, katil ilan ederek saldırıya geçmiştir. Gerçekler sürekli inkar edilerek, yadsımaya dayalı bir düşünce sistematiği kurulmuştur. Resmi tarih diye ünlenen tezler, inkarların tarihi olarak topluma dayatılmıştır.

    19. yy sonlarından başlayarak, Katolik ve Gregoryan (Ortodoks) diyerek birbirlerine kırdırılan, tenkil ve sürgünlerle, mal mülklerine el konularak baskı altında tutulan Ermenilere yönelik soy kırımı, I Dünya savaşının, malum bol bahaneleri altında girişilmiştir (24 Nisan 1915). Savaş sırasında, önce Ermeni gençlerinin Askere alınarak silahsız bırakılması ve ardından toplu tasfiyelerin yapılması, geride kalan Ermeni halkının Tenkil ve sürgünlerine geçilmesi. Bu konuda talimatların dakik bir biçimde, en yetkili resmi merciler tarafından istenip, izlenmesi.

    O dönemin Sadrazamı (Başbakanı) Talat Paşanın, başından itibaren olayları, dikkatlice takibi, emirler vermesi, istatistik tutması (iskan edecekleri yerde dahi nüfusa göre oranlarının %5 geçmeyecek düzeyde tutulmaları talimatları da dahil) ve bunun en ince ayrıntısına kadar yazılı özel notlarla tescili, Ermenilere reva görülen her şeyin, planlı bir tarzda icra edildiğini göstermeye yeterlidir (Ermeni tehciriyle ilgili Talat Paşanın tutanakları için bkz. Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi,…yayınlanan dizi) Bu, Ermenilere ilişkin, adına ne konulursa konulsun, yapılacak olanların önceden planlanmış eylemler olduğunu gösterir.

    Bundan sonra, sonuçlara bakılarak, yapılanlara verilecek ad, tanımlamaya geçilir.
    1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğu’nun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri “temizlemeyi” hedefleyen, uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı”dır, bir SOYKIRIM’dır.

    Tehcir sadece bir bahanedir, Bu, Almanya’da yahudileri evden çıkarmak icin de uygulanmıştır. Yahudi’lere, siz gaz odasına gidiyorsunuz diye durum açıkca söylenmemiş ve evleri yağmalanmadan bunlar sanki geri gelecekmiş imajı verilmiştir. 
    Ermenilerin evleri ise hemen yağma edilmistir, fark budur. Ama yerlerinde koparmak icin göç, emniyet,savaş gibi bahaneler uydurulmuştur. 
    Yahudiler getolardan toplanmiş, Ermeniler ise köy ve şehirlerinden toplanmıştır. 

    Tehcir-Soykırım, Anadolunun gayri Müslüm unsurlarından arınmasi için kullanilan bir araçtan baska bir sey degildir. Bu eylemi Teskilat-i Mahsusa adina organize eden, Bahaddin Sakir Adana murahhasi Cemal Beye 25 Subat 1915te yazdigi bir mektupta söyle der; “Cemiyet vatani bu melun kavmin (Ermenilerin) ihtizasindan kurturmaya dâi hazirdir. Osmanli tarihine sürülecek lekenin mesuliyetini düsulhamiyetine almaya karar vermistir”. Amaç sogukkanli bir bilinçle Anadoluyu Hiristiyan unsurlarindan arindirarak bir Türk devleti kurmaktir.
    Böylesine planlı ve en ince ayrıntısına kadar takip edilmiş ve bir etnik topluluğa yönelen, sonuçta en iyimser tahminlerle, el yazması tutanaklardaki rakamlarla bir milyon üzerinde Ermenin ölümüne yol açan, kimi şehirlerde nüfusu yüz binlerden sıfıra indiren, çoluk çocuk on binlerce canın etnik yapısını değiştirmek için farklı etnik toplumlara dağıtan, topraklara el koyan, binalarını yıkan, her türden maddi ve canlı servetine el koyup katleden girişimlere, soy kırımından başka bir ad verilemeyeceği görülür.
    Ermeni soykırımı olmamışsa, Yahudi soykırımı da olmamıştır ve bunun mantıksal bir ürünü olarak, bugünkü Cihatçıların eylemlerinde haklı oldukları sonucu çıkmaktadır!
    Son yıllarda El Kaide, IŞİD, El Nusra ile Selefi ve Müslüman Kardeşler örgütleri aynı tekçi soykırımcı zihniyeti devam ettirerek, farklı din ve halklara karşı soykırım yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye desteğinde ki bu örgütler, insanlık dışı yöntemlerle, estirdikleri terörle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmişlerdir. Bu örgütler, Ermeni,Asuri soykırımına, kalınan yerden devam etmektedirler.
    Ermeni Soykırımı’ndan, şimdiki Jihatçılara uzanan zihniyetle hesaplaşmadan, kirli tarihle yüzleşmeden, ”tekçiliği’ bırakmadan, ırkçı şöven düşmanlık atmosferinden, Müslüman olmayanlara karşı kin ve nefret söyleminden kurtulamadan, sorun çözülemez.

    Bu bir soykırımdır!

    CİWAN KURKEN A.
    Hanna Hekimyan

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s